SAKAELİ

 
KÖYÜMÜZ
KONUMU
TARİHİ
KÜLTÜRÜ
DEVREZ VADİSİ
 
COGRAFYA
EKONOMİ
İLETİŞİM
 
RESİM GALERİSİ

KİTAP TANITIMI

ÇANKIRI TARİH KÜLTÜR   TURİZM

LİNKLER

www.cankiri.cc

www.cankiri18.net

www.sakaeli.org

 

04.07.2007

 

 

ÇANKIRI İLİ ORTA İLÇESİ SAKAELİ KÖYÜ TANITIM SİTESİ   Copyright 2006  b_ayhan@yahoo.com

KÖYÜMÜZ: Çankırı il merkezinin kuzey batısında ve 125 km uzağında Devrez Vadisinde kurulmuştur. Batı-doğu yönünde akan Devrez çayının kenarında, kuzeyi sarp kayalıklara dayalı şirin ve tarihi bir köydür. Çevredeki en eski yerleşimlerden biridir. Kaya mezarları, peri bacaları oluşumları ve Devrez çayında tutulan balığın lezzeti ziyaretçiler tarafından hiç unutulmaz ve anlatılır. Hafta sonunu değerlendirmek isteyenler : tarih, doğa ve av  imkanları sunan köyde çok iyi vakit geçireceklerdir. Dört mevsim de güzeldir ve her mevsim insanlara hitap eder.

KONUM : 40 derece 41 dakika 00 saniye kuzey enleminde, 33 derece 11 dakika 00 saniye doğu boylamında yer alır. Denizden yüksekliği 1 336 metre, Devrez Çayından yüksekliği 3 metredir. Arkası dik ve sarp kayalıklar ile kuzeybatı güneydoğu yönünde akan Devrez çayı arasında kalan çok dar bir şeritte kurulmuştur. Şerit güneydoğu kısmında dar olup kuzeybatıya gittikçe genişler. Köyün gelişen kısmı da bu genişleyen kısımda mezarlığa yakın batı ve kuzey yönündedir. Ayrıca Devrez Çayının öte geçesi de yeni yerleşim yeri olarak tarihi bir köprü ile bağlantılıdır.

TARİHİ : 1997-2002 yılları arasında İngiliz Arkeoloji Cemiyeti’nin sponsorluğunda Dr.Roger Matthews ve ekibi Paphlagonia Projesi kapsamında bölgede yapmış oldukları yüzey araştırmaları sonucunda elde ettikleri bulgulara dayanarak Paleolitik dönemden bu tarafa yerleşim yeri olarak kullanılan bölgelerin var olduklarını tespit ettiler. Orta-Çerkeş yolu üzerinde bulunan Salur köyü arazisinde Paleolitik döneme ait (100 bin yıl önce) iki adet el aleti bulundu. Türkiye Arkeolojik Yerleri arama projesi kapsamında yapılan araştırmalarda Neolitik, Kalkolitik , İlk ve Son Tunç Çağı, Frig çanak, çömleği parçaları bulundu. Bölgede halen Alman, Hollanda, Avusturya arkeoloji cemiyetlerinin ve üniversitelerinin çalışmaları devam etmektedir.

                   Sakaeli’nin yerleşim yeri olarak ne zamandan beri kullanılmakta olduğu henüz kesinlik kazanmamıştır. Hitiler, Paflagonlar, Frigler, Galatlar, Roma ve Bizans yerleşim yerleri haritaları içinde yer aldığı görülmektedir. Grekçe kaynaklarda köyün adı Çankırı ve Ilgaz ile birlikte geçmektedir. Sığınacak ve saklanacak kaya mezarları ve inlerin çokluğuna dayanarak Hıristiyanlığın ilk yıllarında büyük bir yerleşim yeri olduğunu söyleyebiliriz. Kaya mezarlarının birinde kralın oturduğuna dair söylence vardır. Buradan hareketle Hristiyanlığın ilk dönemlerinde adı geçen yerin kaya kilise veya papazın ikameti olarak kullandığı akla gelmektedir.
                     Köyün tarihi hakkında bilgi edinilememiştir. Orta Asya'dan gelindiği ifade edilmektedir zaten akside olamaz. Civarın en eski köylerinden biridir. Sakaeli sözcüğü üzerinde (etimolojisi) bazı varsayımlar ileri sürülmekte ise de köyün esas halkı Horasan menşeilidir ve Emir Karatekin'in bölgeyi fethinden sonra buraya gelerek yerleşmiş Oguz Boylarındandır. Değişik zamanlarda göç alan köyün Saka Türklerinden olduğu da ifade olunmaktadır. Prof.Hallaçoğlu Saka Türklerinden bölgeye gelerek yerleşen olmadığını belirtmiştir. Komşu Kırsakal'ın Kırgız Türklerinden olduğu söylenmektedir.Kköye ilk yerleşenlerin Saka Türklerinden olduğu kuramıçok zayıf gözükmektedir. Birde Saka Baba efsanesi anlatılmaktadır. Köyün doğusunda türbesi olan Saka Baba su taşırmış ve köyü o kurmuş. Kişisel kanım geçersiz bir efsanedir, çünkü köyde su boldur ve su taşımaya gerek yoktur. Köy halkının Türkmen ve Yürük olduğunu söyleyebiliriz. 1530 tarihli Osmanlı Dönemine ait bir haritada adı Saka-lin olarak belirtilmiştir. Önceleri Çankırı sancağının bir köyü iken daha sonraları Şabanözü'ne ve Orta'nın nahiye iken ilçe olması ile birlikte yönetsel olarak Orta'ya bağlanmıştır. Nüfusunun 2000'in üzerinde olmasına rağmen belediye teşkilatına kavuşamamıştır. Köyün doğusunda Devrez Çayı kenarında sıcak suyu bulunan eski ve kullanılmayan bir hamam yeri vardır. Maden olarak perlit ve bentonit yatakları bulunur

TARİHİ YAPILAR:  Köy camisi: Dış duvarları orijinalliğini korumakta olup, içi tamamen yenilenmiştir. Yapım tarihi belli olmayan ahşap köprü taş pabuçlar üzerine yapılmıştır. Üç adet taş pabuç yerinde bırakılarak 70 li yıllarda ahşap kısım yıkılarak betonarme yapılmıştır.Eski kısmın yapım tarihi hakkında bilgi edinilememiştir. Kilit taşının bulunması ile yapım tarihi belirlenmiş olacaktır.Saka Baba ve Kayabaşı adı verilen iki adet türbe vardır. Saka Baba türbesi köyün güney doğusunda olup bakımlıdır, Kayabaşı Türbesi ise kendi haline terkedilmiş vaziyettedir.Köyde en önemli tarihi kalıntılar ise Kaya Mezarlarıdır.Köyün karşısında, Devres çayının öte yakasında hemen köprüyü geçer geçmez Oluklu Pınar adı verilen pınar yer alır. Pınarın karşısında ve çaya yakın kısımda açık mescit alanı, pınarın ayağının bitiminde 1976'larda çamaşırhane olarak yapılan bakımsız ve kullanılmayan yapı vardır. Eskiden köyün ,içme suyu ihtiyacını karşılayan Oluklu Pınar'ın üç adet kurnası olup şimdilerde sadece bir tanesi çok azda olsa akmaktadır. Pınar duvarları üzerinde eski Türkçe yazılı taş parçaları ve Roma veya Bizans dönemlerinden kalması muhtemel işlemeli taşlar vardır. Pınar duvarları eski taşların toplanarak yapıldığı karma görünümdedir. Özellikle süslü taşlar çevrede kalıntıların olduğunun göstergesidir. Ayrıca köyün içinde sütunlar çıkarılmış köylüler tarafından muhtelif amaçlarla kullanılmaktadır. Araştırmalarım sırasında mermer küçük sütun başlıklarına rastlanmıştır

KÜLTÜRÜ: Günümüzde pek geçerli olmayan eskiye ait gelenek ve göreneklerimize gelince:

                        CENAZE: Tabut, tabutun arkasında cemaat ve cemaatin arkasında da köyde ne kadar çocuk varsa yer alır. Cemaatin arkasında geride kalan cenaze sahiplerinden biri çocuklara doğru bozuk para atar ve onlarda kapışır. Musalla taşına gelinceye kadar bu iş devam eder. Cenaze namazı kılınır ve mezarlığın yolu tutulur. Çocuklarla, kadınlar mezarlığa gelmezler.

                          DÜĞÜNLER: Damat evine bayrak asılır. Damadın mutlaka bir sağdıcı bulunur. Düğün öncesi çeyiz getirme, kına yakma gibi geleneksel âdetler yerine getirilir.. Oğlanın ve kızın yakınlarına her iki tarafta hediyeler alır ve veririler. Sembolik olarak başlık uygulaması vardır.Çocukluğumda at üzerine bindirilen gelin yüzü ünce bir tülbentle kapalı olarak oğlan evine getirilirdi.

                          ASKER UĞURLAMA: Askerlik çağı gelen delikanlılara, askere gitmeden önce yakınları tarafından yemek verilir. Bayraklı ve dualarla asker ocağına yolcu edilir.

Yolda yürürken yaşlılar hariç kadınlar erkegin önünü geçmez, erkek geçtikten sonra yollarına devam ederler.

                          FERFENE: Deneyimli yaşlıların denetiminde köy gençleri kış mevsimlerinde odalarda toplanarak yemek yerler ve eğlenirlerdi.

                          BAYRAMLAR: Köy odalarında toplanılır, topluca yemek yenilir ve bayramlaşılır. Çocuklarda lak lak gezmesine çıkarlar. Ellerine aldıkları, kese, mendil, kız çocukları eteklerine, erkek çocukları ceplerine el öptükleri evlerden aldıkları üzüm ve leblebiyi doldurur ve bayramın tadını çıkarırdı.

                           YARDIMLAŞMA: Ev yapımında, tarla ve harman işlerinde yakınlar her zaman birbirinin yardımına koşarlar

                           YAĞMUR DUASI; Her yıl geleneksel olarak yaylada yapılan duada, kazanlar yakılır, pilav ve et pişirilir. Dua sonrası herkes öbek öbek olur ortaya konan et ve pilavı yerler.Bu âdet günümüzde de devam etmektedir.

                           YEMEK KÜLTÜRÜ

Gartalaç (yufka ekmek), toyga, güldürdü,aş,bandırma,cıvık,gaygana,höşmelim,güldürdü,baklava


                            ÇOCUKLUĞUMUZ BU OYUNLARLA GEÇTİ

                           Geçmişte çocuklar, şimdiki gibi çeşitli oyuncaklar olmadığından bir takım çocuk oyunları ile toplu olarak eğlenirdi. Bu durum dayanışma ile birlikte yarışma ruhunun da kazanılmasına yardımcı oluyordu.Hiç oyuncakları da yok değildi hani. 
                          SAPAN  Altta tutulacak kadar yeri olan, üst tarafı çatal ayni “ Y “ harfi şeklindeki ağacın çatallarına lastik bağlanır, bunlar eşit uzunlukta tam ortaya gelecek şekilde bir küçük taş parçasını tutabilecek genişlikte deri ya da kumaş parçasına bağlanarak birleştirilirdi. Bu parçaya konan taş parçası lastikler geriye doğru gerilip nişan alındıktan sonra fırlatılırdı (Kuş Lastiği.)
Kızlar için ise en önemli oyuncak annelerinin yaptıkları bez bebeklerdi. Çocuklar iş görebilecek duruma geldiklerinde tarlada ya da evde büyüklerine yardım ederlerdi. Yazın olmasa da kışın kısa günlerinde oyunlarını oynayabilirlerdi, fırsat buldukça. Fırsat buldukça, çünkü,hangi büyüğe sorarsanız, çocukluğunuz nasıldı diye. Günümüzün kendilerine göre şanslı çocuklarına biraz da imrenerek: “Biz çocukluğumuzu hiç yaşamadık ki” derler. Doğrudur, oyunsuz ve oyuncaksız çocukluk yaşanmamış sayılır.
Çocuk her zaman çocuk olduğundan, yine de kendisini eğlendirecek oyunlar bulup oynar. Bu oyunları erkek ve kız oyunları başlığı altında toplamak uygun olacaktır. Bu oyunlar daha çok kimler tarafından oynanıyorsa o bölüme alınmıştır. Karışık oynanan ya da hem kızlar hem de erkeklerce oynananlar belirtilmiştir.
                      GENEL OYUNLAR
                       Hem kız hem de erkeklerin oynadığı, karışık da oynanabilen oyunlardır.  Sobe ,Körebe ,Saklambaç
                       MENDİL KAPMACA, Genellikle okulda öğretmenin gözetimi ve hakemliğinde oynanan bir oyundu. Çocuklar iki gruba ayrılır, arada belli bir mesafe bırakarak karşılıklı olarak yerlerini alırlar. Her oyuncunun rakibi karşısındaki oyuncudur. Bu iki grubun tam ortasına bir çocuk elinde mendille durur. Hakemin işaretiyle en baştan birinci sıradaki çocuklar mendili alıp kendi gruplarının bulunduğu yere rakibine yakalanmadan kaçırmaya çalışır. Eğer rakibine yakalanmadan mendili kaçırırsa rakip oyuncu kazanan grubun tarafına geçer. Mendili eline alan oyuncu rakibi tarafından yakalanırsa, bu durumda yakalayan kazanmış olur. Yakalanan oyuncu karşı takımın saflarına katılır. Tüm oyuncular birer kez yarıştıktan sonra takımların bulunduğu yerdeki oyuncular sayılır. En çok oyuncusu olan (kazanan rakibiyle kendi takımına geçtiğinden ) takım yarışmayı kazanmış sayılır.

                      ÜÇ TAŞ, İki kişilik bir oyun olup, yaşlılar tarafından da oynanan bir oyun olup, her oyuncu 3’er taşla her yere basitçe çizilebilen şekil üzerinde oynanır. Oyuncular sırasıyla taşları istedikleri bir noktaya konarlar. Amaç kendi taşlarının üçünü bir araya - yatay ya da dikey – getirmektir. Bunu yaparken, rakibi kollamak da gerekiyor elbette. Taşların hepsi konduktan sonra, ilk taşı koyanın oynaması gerekir. Taşlar konulup elde kalmayınca şekil üzerindeki taşlar sadece boş olan yerlere hareket ettirilebilir, ama sadece bir basamak olmak şartıyla. Önünde kendi taşı varsa dahi hareket edemez. İlk kez üç taşı yan yana ya da alt alta getiren oyunu kazanır. Oyuncuların taşlarının karışmaması için değişik şekil ya da renkte taşlar seçilir.

                    DOKUZ TAŞ, Üçtaş oyununun dokuz taşla sürdürülen halidir. Temelde üçtaşın kurallarına aynı kurallara sahiptir. Oyun tahtası ona nazaran daha büyüktür. Bu oyun günümüzde de oynanmaktadır.

                    ERKEK OYUNLARI

                    ÇELİK ÇOMAK, En çok oynanan oyunların başında gelmektedir. Bir değnek ile çelik denilen yaklaşık 20-25 cm. uzunluğundaki parmak kalınlığındaki, ağaç parçası oyunun malzemesidir. En az iki kişiyle oynanır, takım halinde de oynanabilir.
Oynanışı: Düzgün bir yere değneğin ucunun rahatça girebileceği genişlikte ve derinlikte bir yarık açılır. Bu yarığın üzerine çelik yerleştirilir. Oyuna başlayan oyuncu değneğinin ucunu, çeliğin altındaki yarığa sokarak, tüm gücüyle, rakibinin yakalayamayacağı kadar uzağa fırlatır ve değneğini çeliğin pozisyonundaki gibi çukurun üzerine koyar. Bu sırada diğer oyuncu yaklaşık 15-20 m. karşısında yerini alır, çeliği yakalamaya çalışır. Çeliğe elindeki değnekle vurursa ya da yakalarsa oyun sırası kendisine geçer. Vuramazsa çeliği düştüğü yerden alıp, çeliğin fırlatıldığı çukurun üstüne rakibinin koyduğu değneğe doğru atarak ona temas ettirmeye çalışır. Eğer değneğe vurursa, atış sırası yine kendine geçer. Vuramazsa atışı yapan oyuncu değneğini alarak yerdeki çeliği sadece değneğin yardımıyla havalandırarak, havadayken değnekle vurarak, uzağa atmaya çalışır, çünkü ne kadar uzağa atarsa o kadar çok sayi kazanacaktır. Aynı şekilde toplam üç kez vurur. Eğer rakip oyuncu çeliğin son ulaştığı yer ile fırlatıldığı çukur arasındaki mesafeye 3 kez atlayarak ulaşabilirse oyun sırası kendine geçer. Üç kez atlama sonucunda ulaşamayacaksa, diğer oyuncu çeliğin düştüğü yerden alarak adımlarını saymaya başlar, atış yapılan yere kadar ( 1, 2, 3,...). (Atış yapılan yere gelindiğinde kesin olarak hatırlamıyorum ama ya çeliği değneğin üzerinde ya da değneği çelik üzerinde zıplatarak düşürene kadar her vuruş için bir sayılmak üzere saymaya devam eder!) Oyuncular hangi sayı üzerinde anlaşmışlarsa o sayıya ilk ulaşan oyunu kazanır.
                     GÜVERCİN TAKLASI,  4’er kişilik iki takımla oynanır. Ebe takımından 2 kişi birbirlerine arkaları dönük olarak dururken diğer ikisinden biri ön tarafa diğeri arka tarafa olmak üzere kafalarını ayakta duran arkadaşlarının bacaklarının arasına sokarlar. Diğer takımın oyuncuları önde yarı yatık duran oyuncunun sırtına ellerini koyarak, ayakta duran bellerini aralamış oyuncuların arasından takla atarak arkadaki oyuncunun üzerinden yere inerler. Yatan ve ayakta duran oyuncular, atlama yapan oyuncuları engelleyici harekette bulunamazlar. Bulunurlarsa, atlayış yinelenir. Oyunculardan biri taklayı atamazsa tüm takım olarak, diğer takımın yerine geçer. Oyun aynı şekilde devam eder.
                     UZUN EŞEK: Genellikle bu da bir hakem ile 4’er kişilik iki takım arasında oynanır. Hakem olan kişi bir duvara ya da dayanabilecek bir yere sırtını verir bacağını açar. Oyuncunun biri kafasını hakemin bacakları arasına koyar ve belini düz bir şekilde tutar. Takımın diğer oyuncuları da onun arkasına aynı biçimde dizilirler. Diğer takımın oyuncuları sırasıyla bunların sırtlarına atlarlar. Dört oyuncu da atladıktan sonra Takımın ebesi (kaptanı) eliyle bir sayı gösterir: “Eşeğim kaç yaşında?” ya da “Çıtı mıtı kaç?” diye sorar. Sayı 10’dan fazla olamazdı. Altta yatan takımın ebesi bu sayıyı tahmin etmeye çalışır. Eğer doğru tahmin edemezse diğer takım yine atlayış yapar. Tahmini doğru yaparlarsa, yani sayıyı bilirlerse, atlama yapan oyunculardan biri yere düşerse ya da ayağı yere değerse, takımlar yer değiştirir. Atlayış yapma sırası diğer takıma geçer.

                      KIZ OYUNLARI

                       BEŞTAŞ:: İki kişiyle oynanır. Oyunun malzemesi 5 adet misket büyüklüğünde yuvarlak taştır. Oyuna başlayan oyuncu beş taşı iki avucunun içine alıp salladıktan sonra yere bırakır. İçlerinden bir tanesini eline aldıktan sonra havaya fırlatır, aynı anda yerdeki taşları birini yerden avuçla alır ve aynı eliyle yukarıya fırlattığı taşı tutar. Önce tüm taşları birer birer; ikinci turda ikişer ikişer; daha sonra üçünü bir, diğerini tek olarak alır. Sonunda da yerdeki dört taşın hepsini bir defa da alır.Sonra bir elinin baş ve orta parmaklarını yere koyarak bir köprü yapar, diğer eliyle taşları yere fırlatır. İçlerinden birini eline alır ve onu yine havaya atarken yerdeki taşları anlamalarına göre (iki ya da üç ) hamlede eliyle kurduğu köprünün altından geçirir. Hepsini geçirdiğinde oyunu kazanır. Bunları yaparken havaya fırlattığı taşı düşürürse ya da yerdeki taşları alırken diğerlerine temas ederse oyun sırası diğer oyuncuya geçer.

                      İP ATLAMA:
Uzunca bir ipin uçlarından iki kişi tutarak düzenli bir biçimde ve yükseklikte sallarken diğerleri belli hareketlerle ipin yere indiği noktada üzerinden sıçrarlar. Ayağı ipe takılan ya da atlayamayan ipi sallayanlardan birinin yerine geçer. Oyun bu şekilde devam eder.

Sülale isimleri ; İmamgil, Seyitgil, Helvacıgil, Çavuşgil,Ayhengil, Helimgil, Hekimgil,Fettahgil.. ve benzeri sülale isimleri
                       ÇAVUŞER, Süheyla, Sakaeli Köyü Folkloru (1993) Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tez çalışmasına bakılabilir. http://www.turkoloji.hacettepe.edu.tr/tez.shtml.155k  .

YEMEK KÜLTÜRÜ: Tahrana aşı, göce aşı, gaygana, höşmerim, bandırma, guşguş aşı, cıvık, toyga  gibi çeşitleri sayabiliriz.

YEREL SÖZCÜKLER

Abari: Şaşırmak

Ağdırmak: Ağır basmak

Alma: Elma

Al göynek: Kırmızı gömlek

Amel: İshal

Babal: Vebal

Basdak: Merdiven

Bayır: Yokuş

Bimafir: Bir müddet

Böcü: Böcek

Böez: Bu kez

Buymak: Üşümek

Büsgüüt: Büsküvi

Bızaa: Buzağı

Bıldır: Geçen sene

Biguruk: Azıcık

Bunculayın: Bunun gibi

Cırcır: Fermuar

Cıngan: Çingene

Cara: Siğara

Canavar. Kurt

Coluk: Hindi

Çarşu: Çarşı

Çon: Kalça

Coluk: Hindi

Cere: güç, kuvvet

Çöğdürmek: Çiş yapmak

Çiylemek: Hamlamak

Cırpidek: Birden bire

Cümcük: Çimdik

Çördük: Yabani armut

Çekiş etmek: Kavga etmek

Dağlamak: Yakmak

Dekmük: Tekme

Demin: Biraz önce

Desdi: Testi

Dinelmek: Ayakta durmak

 

Dingilbaş: Takla atmak

Ecük: Azıcık

Erişmek: Yetişmek

Erişmek: Büyümek

Essah: Sahi

Eylen: Bekle

Erük: Erik

Emme: Ama, velakin

Enehter: Anahtar

Eylenme: Bekleme

Fışkı: Hayvan dışkısı

Firek: Kapı kilidi

Fisdan: Pamuklu elbise

Gavi: Sağlam

Garevle: Ayakkabı

Gıcıboku: Kyun dışkısı

Gidişmek: Kaşınmak

Gonşu; Komşu

Goraf goraf: Küme küme

Gövermek: Morarmak

Göynek: Gömlek

Gumpir: Patates

Gunnacı: Gebe

Gursak: Midye

Güdük: Kısa

Günülemek: Kıskanmak

Gütmek: Hayvan otlatmak

Götü: Götür

Günülemek: Kıskanmak

Goşmak: Üküzü kağnıya bağlama

Gömgök: Ham

Gön: Deri

Garipsemek: Özlemek

Getür: Getir

 

Gelive: Gel

Hayat: salon, sofa

Hareket: Deprem

Hataşlık: Ödünç

Hınzır: Yaramaz

Horageçmek: iyi oldu

Husa: Endişe

Içcak: Sıcak

İğreti: Eğreti

İrezle: Sürgü

İskelbe: Sandalye

Kakışmak: Toslamak

Kavilleşmek: Sözleşmek

Kayasımızısn: Sana ne

Keyli: Bundan böyle

Kiren: Kızılcık

Kişelemek: Kovalamak

Kömüş: Manda

Müdare: İhtiyaç

Mezer: Mezar

Muzurnas: Yaramaz

Mana: Bahane

Mahsusdan: Yalandan

Mındar: Pis, kirli

Nesibessüz: Münasebetsiz

Neele: Nasıl

Nemben: Bilmem

Neminaan: Sana ne

Ok atmak: Mal Paylaşmak

Onculayın: Ona göre

Ooşalamak: Ovalamak

Orun: Gizli

Omar: Ömer

Örüsger: Rüzgar

Öte git: Biraz git

 

Örükleme: Çokça doldurma

Össeet: Aynen

Öte geçe: Karşı taraf

Peşkir: Havlu

Pörtlek: Patlak gözlü

Sayımı: Sahi mi?

Sekü: Oturacak yer

Seirt: Koş

eyirtmek: Koşmak

Susak: Lokma ekmek

Şeer: Şehir

Saabı-Zaabı: Sahibi

Sovukluk: Semizotu

Sorutmak: ayak üstü dikilmek

Şora: Şura

Tosba: Kaplumbağa

Temşüt: Sahur

Tez: Acele

Terece: Gömme raf

Urba: Elbise

Ümük: Boğaz, gırtlak

Veran: Kötü

Varmak: Evlenmek

Varmak: Ulaşmak

Vıcımak: Erimek

Yarsumak: Arzu etmek

Yaşamak: Konuşmak

Yavan yasuk: Katıksız yemek

Yımırta: Yumurta

Yüklü: Hamile

Zahra: Saman

Zati: Zaten

Zırnık: Azıcık

Zıngıdak: Aniden

Zirpidek: Birdenbire

Zıngıldamak: Sallanmak

Zorunan: Zoraki

 

ŞİİRDE SAKAELİ

SAKAELİ
 
 Unutmam mümkün değil,
 Seni Sakaelim
 Yine dumanlanır mı?
 Karasivri, Bölükkaya, Sırtharman
 Morumsu Dehliz, Dokuz in, Sulu in
 Yine akar mı Oluklu Pınarın
 Biri soğuk, biri ılık?
 Devrez çayında tutulur mu hala balık?
 Genç kızlar konuşurdu sevdalarını
 Ekin yıkarken çay başında.
 Unutmam mümkün değil seni Sakaelim
 Gezdiğim her yerde sen kokarsın
 Yüreğimde eser, orada yeşerirsin
 Köyüm sen kokarsın tenimde, bedenimde...
 
 H.AYHAN
 10.06.1983 / Sakaeli
 
 Sakaeli (1)
 
 Sakaeli Orta Kurşunlu arasında
 Sakaeli yaslanmış bölük kaya arkasında
 Aydostan gelen devrez çayı yanında
 Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
 
 Köy ortası köprübaşı
 Duyan gelir, görmek için binlercesi.
 Serin bir rüzgar eser, en sıcak yaz gecesi
 Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
 
 Deresi, yağmuru karı eritince kabarır.
 Dev gibi ağaçları yıkar söker koparır.
 Taşı taşı çarparda uğultular çıkarır.
 Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
 
 Dürüst vefalıdır, çalışkan insanları
 Tarla yapmış ekmiştir, dik sarp ve yamaçları
 Çok emekler harcanmış olur diye yararı
 Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
 
 Yayılır Ayhengilin bahçelerden
 Binbir türlü çiçek kokusu,
 Baharda kavak söğüt sarı yeşil renkten
 Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
 
 14.06.1983 / Sakaeli Köyü
 H.AYHAN
 

DEVREZ VADİSİ :

 KÖY İÇİ KAYA MEZARLAR:  Kaynağını batıdaki Aydos dağından alan Orta, Kurşunlu ve Ilgaz ilçe sınırlarından geçerek 211 km yol kat ettikten sonra, Kızılırmak'a karışmak üzere Çankırı sınırlarını terk eden Devrez Çayı vadisi boyunca kaya mezarları yer alır. Sakaeli köyünden başlayan kaya mezarları vadi boyunca Ilgaz'a kadar bazı yerlerde yoğun bazı yerlerde seyrek olarak devam eder.Köyün sırtını dayadığı kuzey yönündeki sarp kayalar içinde yer alan kaya mezarlarının 125 adedin üzerinde olduğu tahmin olunmaktadır. Çoğu evlere bitişik ve evlerin birer parçası halinde olup kesin rakam verilememektedir. Dik kayaların zeminine yakın kısımlar depo, ahır, kiler ve benzeri amaçlarla kullanılmaktadır.

                       Tortul ve çakıl taşı bileşiminde olan sarp kayalar oyularak mezarların yapımı gerçekleştirilmiştir. Birkaç adette doğal in vardır.Yükseklik ve yüzey ölçüleri 2.0x5, 1.5x1.5, 10.00x10.00 metreler arasında değişmektedir. İçinde 500 koyun alabilecek genişlikte inler vardır.

                         Dokuz İnler örneğinde görüldüğü gibi, tek olanlar olduğu gibi birbirine geçmeli olanlarda mevcuttur. Odaların bir kısmında merdiven ve ışıklandırma pencereleri bulunur. Kare, dikdörtgen, yuvarlak düz tabanlı, kubbeli, oval tavanlı yapı şekilleri ile dikkati çeker. Duvarlarda istirahat ve cenaze törenleri için oyularak yapılmış muhtelif büyüklükte nişler , bazılarında kemerli giriş ve ölü sediri vardır. Dokuz İnler oldukça tipiktir. Birde Sulu İn adı verilen 40 basamaktan oluştuğu söylenen ve 27 basamağı sayılabilen, su haznesine inen yolu olan in vardır. Sarp kayanın yüzeyine oyulmuş ve dibe doğru merdiven yapılarak çay seviyesine ulaşılarak burada meydana gelen su haznesinden faydalanılmıştır. Buzdolabının olmadığı dönemlerde suyunun soğuk olması nedeniyle Ramazan ayında köylüler bu inden içme sularını temin etmişlerdir. Sulu İn'e atılan bir elmanın çaydan çıktığı rivayeten anlatılmaktadır.

 BÖLÜK KAYA VE DERE BÖLGESİ İNLERİ:  Devrez vadisi boyunca kuzey doğuya doğru gidildikçe, köye on onbeş dakika mesafede Devres Çayının önceleri sol daha sonraları sağ tarafında çok sayıda in yer alır. Üç adet yıkık değirmen geçildikten sonra Pehlivanoğlu Dağına ulaşılır. Yol dar olup vasıta geçemez, yayan gitmek gerekir. Pehlivanoğlu Dağı eski bir yerleşim yeri olup, tarım amaçlı tarla açılmış ise de , amacın kaçak kazı olduğu bir gerçektir. Yaklaşık 1700 metre yükseklikteki ören yerinin temel toplanarak bir yere yığılmış, yığılamayanlar ise çukur yerlere doldurulmuş vaziyettedir. Bu dağ Müslüman kalesi olarak bilinmektedir. Aradan Devrez Çayının geçtiği karşı dağ ise Gavur kalesi olarak adlandırılmaktadır. Dumanlı köyü sınırları içinde kalan Gavur Kalesinin kale duvarları ayaktadır. M.Ö 1.500 yılına tarihlenen bir Hitit Kalesi olduğu Prof. Robert Matthews tarafından belirtilmiştir. Hitit Kalesinin sağ tarafında ise Peri Bacası oluşumları ve bu oluşumların içinde inler yer alır. Bölge üzerinde 1952 li yıllarda inceleme yapan Ahmet Gökoğlu bölgedeki kaya mezarlarının Paflagonlar döneminde yapıldığını belirtmiştir. İlk kilise kayıtlarında ise Çankırı, Ilgaz ve Sakaeli adları geçmektedir. Dolayısiyle kaya mezarları Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde yoğun olarak iskan edilmiştir. Paflagonların bölgeye gelmeleri M.Ö 1.100 yıllarına rastlamaktadır, halbuki tespit edilen Hitit Kalesi ise M.Ö 1500 e tarihlenmektedir. Sakaeli kaya mezarlarının 3.500 yıldan daha fazla bir geçmişi vardır. Toplayıcı, avcı olarak geçinen ilkel toplulukların ilk barınaklarından biri olması Taş Devrinden bu tarafa iskan ediliyor olmasını ileri sürmek hiçte abartılı bir yaklaşım değildir. Köy içinde çıkarılan sütunlar ise bölgenin Roma ve Bizans dönemi yerleşim yeri olduğunun kanıtıdır.Pehlivanoğlu dağı, Sakaeli dağı ve Gavur kalesinin geçmişten kalma harabeleri günümüzde dahi görülebilmektedir.

GELİN KAYALARI: Peri bacası oluşumuna yerel olarak Gelin Kayaları adı verilmektedir. Anlatılan efsaneye göre gelmekte olan gelin alayının önüne Hızır Aleyhisselam çıkar ve gelin alayına katılanlardan ekmek ister, onlarda vermezler, bunun üzerine taş olun der ve bütün alay taş olur.

COĞRAFYA: Rakımın oldukça fazla olduğu köy arazisinde düzlüklere pek rastlanmaz. Kısa yaz mevsimi ve uzun kışlar buğday,arpa,fiğ,mercimek,nohut dışında başka üretime el vermez. Devrez vadisi batıda biraz geniş yer tutarken doğu kısmında oldukça daralır. Yüksek yerlerde ki küçük düzlüklerde tahıl üretimi yapılır. Step iklimi be bitki örtüsünün hakim olduğu arazide nohut, alıç, kuşburnu ve çördüğ gibi yabani meyveler yetişir. Geniş otlak alanlarına sahiptir.

YER ADLARI: Çatalarkaç tepesi, Tavşan Tepe, Çalıköyü, Özgüneği, Erikli tepe,Akkuşönü mevki, Kalfat yaylası, Dağpınarı, Kızılarkaç, Karasivritepe (1664 m), Korudağı mevki,Porsuk tepe,Karakaya, Ziyaret kaşı 1302 m, Gindek deresi, Kırsakal, Gindekaltı mevki,Söğütlüpınar mevki, Harmankaya deresi,Ören tepe 1354 m,Çağışak tepe 1397 m, Davullu yazı,Çalyatak tepe 1541 m, Taşpınar Çeşme mevki,Dam deresi, Avlatarla sırtı,Ayrılık sırtı,Ot burnu, Özgüneğ pınarı, Osmanyatağı tepesi 1464 m.Menekşe tepe, Sütpınarı çeşmesi, Sivren, Akyol sivrisi 1364 m, Kepezin kaş, Nal tepe, Küpçıkaran deresi,İmamoğullarıçalıları mevki,Göynecek sırtı, Kızılarkaç, Kayabaşı, İmamınboz sırtı, Taşlıkkaşı tepesi 1493 m, Bağırsak deresi, Kurugöl sırtı, Bozoğlan sırtı, Kötürümyayla sırtı, Armutçukur mevki, Goyak mevki 1374 m, Kepir sırtı, Karabayır, Tilkicek deresi, Sakaeli dağı, Yatak deresi, Çağsak tepe, Çatak sırtı, Pehlivanoğlu dağı, Gavurkalesi tepesi, Devrez çayı, Soğulcak pınarı, Dönecek sırtı, Kuzuluğunağzı mevki, Syğır yolu mevki,

 

EKONOMİ : Halk genelde gurbetçidir. 1950 lerde başlayan gurbet göçü yıllarca devam edegelmiş ve artık emeklilerin geriye dönmesi ile köyde yaz ayları ve hafta sonları da olsa bir hareketlilik başlamıştır. Önceleri bakanlıklarda odacılık yaparak hayatını kazananların yerine şimdi her meslekten insan ve yutr dışında çalışanlar almıştır.Geçmişte olduğu gibi köy halkı aydın, yeniliklere açık ve ileri görüşlüdür. Bu özelliklerinden dolayı dışardan gelenlerin sürekli dikkatini çekmektedir. Misafirperver, sorunsuz yaşamayı seven, barışçıl insanlardır. Köyde yaşayanlar ve yaz ayları gelenler buğday, nohut, mercimek, ekmekte ihtiyacı olan sebzeleri küçük bostanlarında yetiştirmektedir. Kabak, salatalık, domates, fasulye, patates, soğan, biber, maydonoz, turp yetiştirilen sebzeler arasındadır. Hayvancılık yanında arıcılık yapanda vardır.Köyde ticari işletme bulunmaz, ihtiyaçlarını servis yapan ticaret erbabından karşılarlar. Yükseltinin fazla, yaz mevsiminin kısa, kışların uzun ve soğuk geçmesi nedeniyle meyvecilik gelişmemiştir. Elma, armut, erik yetiştirilir. Eskiden ağaç dikme kültürü gelişmeyen köyde ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Üzerinde hiç bir ağacın bulunmadığı mezarlık ve çevresi şimdi çam ağaçları ile donatılmış güzel görünüm arz etmektedir. Köyün kuzeyinde ve köye bir saat uzaklıkta Dumanlı dağında yaylası vardır, yaz ayları özellikle Haziran-Ağustos ayları yaylaya çıkılır. Köyün Sanı'da mer'ası bulunmakla beraber hayvan sayısının azlığı nedeniyle kullanılmamaktadır

OBSİDİYEN YATAKLARI (Cicik): Volkanik bir ürün olan obsidiyen kesici camsı bir madendir. İlk Çağ insanları obsidiyene çeşitli şekiller vererek mızrak ucu, kesici ve delici aletler yapmışlardır. Köylülerin cicik adını verdikleri obsidiyen Sakaeli Yaylasınde yüzeysel olarak bulunur. Eski Çağda yaşamış olan insanların buradaki obsidiyeni alıp İstanbul'a götürdükleri ve kullandıkları yönünde kayıtlar vardır. Köy yaylasında PERLİT bulunmakla beraber işletilmemektedir.

                Volkanik bir ürün olan obsidiyen kesici camsı bir madendir. İlk Çağ insanları obsidiyene çeşitli şekiller vererek mızrak ucu, kesici ve delici aletler yapmışlardır. Köylülerin cicik adını verdikleri obsidiyen Sakaeli Yaylasınde yüzeysel olarak bulunur. Eski Çağda yaşamış olan insanların buradaki obsidiyeni alıp İstanbul'a götürdükleri ve kullandıkları yönünde kayıtlar vardır. Volkanik cama verilen eski bir addır. Siyah, kahverengi, bazen yeşil renklerde olabilir. Genellikle riyolitik bileşimli bir kayaç olup konkoidal(midye kabuğu şeklinde) kırınım gösterir. Geçmişte mızrak ucu, okbaşı ve diğer keskin aletlerde, ayrıca mücevherat ya da sanatsal objelerin yapımında kullanılmıştır. Günümüzde yarı değerli süstaşı olarak önemini sürdürmektedir.

İLETİŞİM         DERNEK:  Bağlarbaşı Mah. Bursa Cad. Fügen Sok. No:20/11       KEÇİÖREN ● ANKARA   0312  361 81 18-Fax      : 0312 361 81 18               www.sakaeli.org

 

                 KAYNAK GÖSTERİLMEDEN ALINTI YAPILAMAZ