|
KÖYÜMÜZ |
|
KONUMU |
|
TARİHİ |
| KÜLTÜRÜ |
|
DEVREZ VADİSİ |
| |
|
COGRAFYA |
|
EKONOMİ |
KİTAP TANITIMI
ÇANKIRI TARİH KÜLTÜR
TURİZM
www.cankiri.cc
www.cankiri18.net
www.sakaeli.org
|
|
|
|
KÖYÜMÜZ: Çankırı il merkezinin kuzey batısında ve 125 km uzağında Devrez
Vadisinde kurulmuştur. Batı-doğu yönünde akan Devrez çayının
kenarında, kuzeyi sarp kayalıklara dayalı şirin ve tarihi bir
köydür. Çevredeki en eski yerleşimlerden biridir. Kaya
mezarları, peri bacaları oluşumları ve Devrez çayında tutulan
balığın lezzeti ziyaretçiler tarafından hiç unutulmaz ve
anlatılır. Hafta sonunu değerlendirmek isteyenler : tarih, doğa
ve av imkanları sunan köyde çok iyi vakit geçireceklerdir.
Dört mevsim de güzeldir ve her mevsim insanlara hitap eder.
|
|
KONUM :
40 derece 41 dakika 00 saniye kuzey
enleminde, 33 derece 11 dakika 00 saniye doğu boylamında yer
alır. Denizden yüksekliği 1 336 metre, Devrez Çayından
yüksekliği 3 metredir. Arkası dik ve sarp kayalıklar ile
kuzeybatı güneydoğu yönünde akan Devrez çayı arasında kalan çok
dar bir şeritte kurulmuştur. Şerit güneydoğu kısmında dar olup
kuzeybatıya gittikçe genişler. Köyün gelişen kısmı da bu
genişleyen kısımda mezarlığa yakın batı ve kuzey yönündedir.
Ayrıca Devrez Çayının öte geçesi de yeni yerleşim yeri olarak
tarihi bir köprü ile bağlantılıdır. |
|
TARİHİ :
1997-2002 yılları
arasında İngiliz Arkeoloji Cemiyeti’nin sponsorluğunda Dr.Roger
Matthews ve ekibi Paphlagonia Projesi kapsamında bölgede yapmış
oldukları yüzey araştırmaları sonucunda elde ettikleri bulgulara
dayanarak Paleolitik dönemden bu tarafa yerleşim yeri olarak
kullanılan bölgelerin var olduklarını tespit ettiler.
Orta-Çerkeş yolu üzerinde bulunan Salur köyü arazisinde
Paleolitik döneme ait (100 bin yıl önce) iki adet el aleti
bulundu. Türkiye Arkeolojik Yerleri arama projesi kapsamında
yapılan araştırmalarda Neolitik, Kalkolitik , İlk ve Son Tunç
Çağı, Frig çanak, çömleği parçaları bulundu. Bölgede halen
Alman, Hollanda, Avusturya arkeoloji cemiyetlerinin ve
üniversitelerinin çalışmaları devam etmektedir.
Sakaeli’nin yerleşim yeri olarak ne zamandan beri kullanılmakta
olduğu henüz kesinlik kazanmamıştır. Hitiler, Paflagonlar,
Frigler, Galatlar, Roma ve Bizans yerleşim yerleri haritaları
içinde yer aldığı görülmektedir. Grekçe kaynaklarda köyün adı
Çankırı ve Ilgaz ile birlikte geçmektedir. Sığınacak ve
saklanacak kaya mezarları ve inlerin çokluğuna dayanarak
Hıristiyanlığın ilk yıllarında büyük bir yerleşim yeri olduğunu
söyleyebiliriz. Kaya mezarlarının birinde kralın oturduğuna dair
söylence vardır. Buradan hareketle Hristiyanlığın ilk
dönemlerinde adı geçen yerin kaya kilise veya papazın ikameti
olarak kullandığı akla gelmektedir.
Köyün tarihi hakkında bilgi
edinilememiştir. Orta Asya'dan gelindiği ifade edilmektedir
zaten akside olamaz. Civarın en eski köylerinden biridir.
Sakaeli sözcüğü üzerinde (etimolojisi) bazı varsayımlar ileri
sürülmekte ise de köyün esas halkı Horasan menşeilidir ve Emir
Karatekin'in bölgeyi fethinden sonra buraya gelerek yerleşmiş
Oguz Boylarındandır. Değişik zamanlarda göç alan köyün Saka
Türklerinden olduğu da ifade olunmaktadır. Prof.Hallaçoğlu Saka
Türklerinden bölgeye gelerek yerleşen olmadığını belirtmiştir. Komşu Kırsakal'ın
Kırgız Türklerinden olduğu söylenmektedir.Kköye
ilk yerleşenlerin Saka Türklerinden olduğu kuramıçok zayıf
gözükmektedir. Birde Saka Baba efsanesi anlatılmaktadır. Köyün
doğusunda türbesi olan Saka Baba su taşırmış ve köyü o kurmuş.
Kişisel kanım geçersiz bir efsanedir, çünkü köyde su boldur ve
su taşımaya gerek yoktur. Köy halkının Türkmen ve Yürük olduğunu
söyleyebiliriz. 1530 tarihli Osmanlı Dönemine ait bir
haritada adı Saka-lin olarak belirtilmiştir. Önceleri Çankırı
sancağının bir köyü iken daha sonraları Şabanözü'ne ve Orta'nın
nahiye iken ilçe olması ile birlikte yönetsel olarak Orta'ya
bağlanmıştır. Nüfusunun 2000'in üzerinde olmasına rağmen
belediye teşkilatına kavuşamamıştır. Köyün doğusunda Devrez Çayı
kenarında sıcak suyu bulunan eski ve kullanılmayan bir hamam
yeri vardır. Maden olarak perlit ve bentonit yatakları bulunur
TARİHİ YAPILAR: Köy camisi: Dış duvarları orijinalliğini
korumakta olup, içi tamamen yenilenmiştir. Yapım tarihi belli
olmayan ahşap köprü taş pabuçlar üzerine yapılmıştır. Üç adet
taş pabuç yerinde bırakılarak 70 li yıllarda ahşap kısım
yıkılarak betonarme yapılmıştır.Eski kısmın yapım tarihi
hakkında bilgi edinilememiştir. Kilit taşının bulunması ile
yapım tarihi belirlenmiş olacaktır.Saka Baba ve Kayabaşı adı
verilen iki adet türbe vardır. Saka Baba türbesi köyün güney
doğusunda olup bakımlıdır, Kayabaşı Türbesi ise kendi haline
terkedilmiş vaziyettedir.Köyde en önemli tarihi kalıntılar ise
Kaya Mezarlarıdır.Köyün karşısında, Devres çayının öte yakasında
hemen köprüyü geçer geçmez Oluklu Pınar adı verilen pınar yer
alır. Pınarın karşısında ve çaya yakın kısımda açık mescit
alanı, pınarın ayağının bitiminde 1976'larda çamaşırhane olarak
yapılan bakımsız ve kullanılmayan yapı vardır. Eskiden köyün
,içme suyu ihtiyacını karşılayan Oluklu Pınar'ın üç adet kurnası
olup şimdilerde sadece bir tanesi çok azda olsa akmaktadır.
Pınar duvarları üzerinde eski Türkçe yazılı taş parçaları ve
Roma veya Bizans dönemlerinden kalması muhtemel işlemeli taşlar
vardır. Pınar duvarları eski taşların toplanarak yapıldığı karma
görünümdedir. Özellikle süslü taşlar çevrede kalıntıların
olduğunun göstergesidir. Ayrıca köyün içinde sütunlar çıkarılmış
köylüler tarafından muhtelif amaçlarla kullanılmaktadır.
Araştırmalarım sırasında mermer küçük sütun başlıklarına
rastlanmıştır |
|
KÜLTÜRÜ:
Günümüzde pek geçerli olmayan eskiye
ait gelenek ve göreneklerimize gelince:
CENAZE:
Tabut, tabutun arkasında cemaat ve cemaatin arkasında
da köyde ne kadar çocuk varsa yer alır. Cemaatin arkasında
geride kalan cenaze sahiplerinden biri çocuklara doğru bozuk
para atar ve onlarda kapışır. Musalla taşına gelinceye kadar bu
iş devam eder. Cenaze namazı kılınır ve mezarlığın yolu tutulur.
Çocuklarla, kadınlar mezarlığa gelmezler.
DÜĞÜNLER:
Damat evine bayrak asılır. Damadın mutlaka bir sağdıcı bulunur.
Düğün öncesi çeyiz getirme, kına yakma gibi geleneksel âdetler
yerine getirilir.. Oğlanın ve kızın yakınlarına her iki tarafta
hediyeler alır ve veririler. Sembolik olarak başlık uygulaması
vardır.Çocukluğumda at üzerine bindirilen gelin yüzü ünce bir
tülbentle kapalı olarak oğlan evine getirilirdi.
ASKER
UĞURLAMA: Askerlik çağı gelen delikanlılara, askere
gitmeden önce yakınları tarafından yemek verilir. Bayraklı ve
dualarla asker ocağına yolcu edilir.
Yolda yürürken yaşlılar hariç kadınlar erkegin önünü geçmez,
erkek geçtikten sonra yollarına devam ederler.
FERFENE:
Deneyimli yaşlıların denetiminde köy gençleri kış
mevsimlerinde odalarda toplanarak yemek yerler ve eğlenirlerdi.
BAYRAMLAR: Köy odalarında toplanılır, topluca yemek
yenilir ve bayramlaşılır. Çocuklarda lak lak gezmesine çıkarlar.
Ellerine aldıkları, kese, mendil, kız çocukları eteklerine,
erkek çocukları ceplerine el öptükleri evlerden aldıkları üzüm
ve leblebiyi doldurur ve bayramın tadını çıkarırdı.
YARDIMLAŞMA: Ev yapımında, tarla ve harman işlerinde
yakınlar her zaman birbirinin yardımına koşarlar
YAĞMUR
DUASI; Her yıl geleneksel olarak yaylada yapılan
duada, kazanlar yakılır, pilav ve et pişirilir. Dua sonrası
herkes öbek öbek olur ortaya konan et ve pilavı yerler.Bu âdet
günümüzde de devam etmektedir.
YEMEK
KÜLTÜRÜ
Gartalaç (yufka ekmek), toyga, güldürdü,aş,bandırma,cıvık,gaygana,höşmelim,güldürdü,baklava
ÇOCUKLUĞUMUZ BU OYUNLARLA GEÇTİ
Geçmişte çocuklar, şimdiki gibi
çeşitli oyuncaklar olmadığından bir takım çocuk oyunları ile
toplu olarak eğlenirdi. Bu durum dayanışma ile birlikte yarışma
ruhunun da kazanılmasına yardımcı oluyordu.Hiç oyuncakları da
yok değildi hani.
SAPAN
Altta tutulacak kadar yeri olan, üst tarafı çatal ayni “ Y “
harfi şeklindeki ağacın çatallarına lastik bağlanır, bunlar eşit
uzunlukta tam ortaya gelecek şekilde bir küçük taş parçasını
tutabilecek genişlikte deri ya da kumaş parçasına bağlanarak
birleştirilirdi. Bu parçaya konan taş parçası lastikler geriye
doğru gerilip nişan alındıktan sonra fırlatılırdı (Kuş Lastiği.)
Kızlar için ise en önemli oyuncak annelerinin yaptıkları
bez bebeklerdi. Çocuklar iş
görebilecek duruma geldiklerinde tarlada ya da evde büyüklerine
yardım ederlerdi. Yazın olmasa da kışın kısa günlerinde
oyunlarını oynayabilirlerdi, fırsat buldukça. Fırsat buldukça,
çünkü,hangi büyüğe sorarsanız, çocukluğunuz nasıldı diye.
Günümüzün kendilerine göre şanslı çocuklarına biraz da
imrenerek: “Biz çocukluğumuzu hiç yaşamadık ki” derler.
Doğrudur, oyunsuz ve oyuncaksız çocukluk yaşanmamış sayılır.
Çocuk her zaman çocuk olduğundan, yine de kendisini eğlendirecek
oyunlar bulup oynar. Bu oyunları erkek ve kız oyunları başlığı
altında toplamak uygun olacaktır. Bu oyunlar daha çok kimler
tarafından oynanıyorsa o bölüme alınmıştır. Karışık oynanan ya
da hem kızlar hem de erkeklerce oynananlar belirtilmiştir.
GENEL OYUNLAR
Hem kız hem de erkeklerin oynadığı,
karışık da oynanabilen oyunlardır.
Sobe ,Körebe ,Saklambaç
MENDİL
KAPMACA, Genellikle okulda öğretmenin gözetimi ve
hakemliğinde oynanan bir oyundu. Çocuklar iki gruba ayrılır,
arada belli bir mesafe bırakarak karşılıklı olarak yerlerini
alırlar. Her oyuncunun rakibi karşısındaki oyuncudur. Bu iki
grubun tam ortasına bir çocuk elinde mendille durur. Hakemin
işaretiyle en baştan birinci sıradaki çocuklar mendili alıp
kendi gruplarının bulunduğu yere rakibine yakalanmadan kaçırmaya
çalışır. Eğer rakibine yakalanmadan mendili kaçırırsa rakip
oyuncu kazanan grubun tarafına geçer. Mendili eline alan oyuncu
rakibi tarafından yakalanırsa, bu durumda yakalayan kazanmış
olur. Yakalanan oyuncu karşı takımın saflarına katılır. Tüm
oyuncular birer kez yarıştıktan sonra takımların bulunduğu
yerdeki oyuncular sayılır. En çok oyuncusu olan (kazanan
rakibiyle kendi takımına geçtiğinden ) takım yarışmayı kazanmış
sayılır.
ÜÇ TAŞ,
İki kişilik bir oyun olup, yaşlılar tarafından da oynanan bir
oyun olup, her oyuncu 3’er taşla her yere basitçe çizilebilen
şekil üzerinde oynanır. Oyuncular sırasıyla taşları istedikleri
bir noktaya konarlar. Amaç kendi taşlarının üçünü bir araya -
yatay ya da dikey – getirmektir. Bunu yaparken, rakibi kollamak
da gerekiyor elbette. Taşların hepsi konduktan sonra, ilk taşı
koyanın oynaması gerekir. Taşlar konulup elde kalmayınca şekil
üzerindeki taşlar sadece boş olan yerlere hareket ettirilebilir,
ama sadece bir basamak olmak şartıyla. Önünde kendi taşı varsa
dahi hareket edemez. İlk kez üç taşı yan yana ya da alt alta
getiren oyunu kazanır. Oyuncuların taşlarının karışmaması için
değişik şekil ya da renkte taşlar seçilir.
DOKUZ TAŞ,
Üçtaş oyununun dokuz taşla sürdürülen halidir. Temelde üçtaşın
kurallarına aynı kurallara sahiptir. Oyun tahtası ona nazaran
daha büyüktür. Bu oyun günümüzde de oynanmaktadır.
ERKEK OYUNLARI
ÇELİK ÇOMAK,
En çok oynanan oyunların başında gelmektedir. Bir değnek ile
çelik denilen yaklaşık 20-25 cm. uzunluğundaki parmak
kalınlığındaki, ağaç parçası oyunun malzemesidir. En az iki
kişiyle oynanır, takım halinde de oynanabilir.
Oynanışı: Düzgün bir yere değneğin ucunun rahatça girebileceği
genişlikte ve derinlikte bir yarık açılır. Bu yarığın üzerine
çelik yerleştirilir. Oyuna başlayan oyuncu değneğinin ucunu,
çeliğin altındaki yarığa sokarak, tüm gücüyle, rakibinin
yakalayamayacağı kadar uzağa fırlatır ve değneğini çeliğin
pozisyonundaki gibi çukurun üzerine koyar. Bu sırada diğer
oyuncu yaklaşık 15-20 m. karşısında yerini alır, çeliği
yakalamaya çalışır. Çeliğe elindeki değnekle vurursa ya da
yakalarsa oyun sırası kendisine geçer. Vuramazsa çeliği düştüğü
yerden alıp, çeliğin fırlatıldığı çukurun üstüne rakibinin
koyduğu değneğe doğru atarak ona temas ettirmeye çalışır. Eğer
değneğe vurursa, atış sırası yine kendine geçer. Vuramazsa atışı
yapan oyuncu değneğini alarak yerdeki çeliği sadece değneğin
yardımıyla havalandırarak, havadayken değnekle vurarak, uzağa
atmaya çalışır, çünkü ne kadar uzağa atarsa o kadar çok sayi
kazanacaktır. Aynı şekilde toplam üç kez vurur. Eğer rakip
oyuncu çeliğin son ulaştığı yer ile fırlatıldığı çukur
arasındaki mesafeye 3 kez atlayarak ulaşabilirse oyun sırası
kendine geçer. Üç kez atlama sonucunda ulaşamayacaksa, diğer
oyuncu çeliğin düştüğü yerden alarak adımlarını saymaya başlar,
atış yapılan yere kadar ( 1, 2, 3,...). (Atış yapılan yere
gelindiğinde kesin olarak hatırlamıyorum ama ya çeliği değneğin
üzerinde ya da değneği çelik üzerinde zıplatarak düşürene kadar
her vuruş için bir sayılmak üzere saymaya devam eder!) Oyuncular
hangi sayı üzerinde anlaşmışlarsa o sayıya ilk ulaşan oyunu
kazanır.
GÜVERCİN
TAKLASI, 4’er kişilik iki takımla oynanır. Ebe
takımından 2 kişi birbirlerine arkaları dönük olarak dururken
diğer ikisinden biri ön tarafa diğeri arka tarafa olmak üzere
kafalarını ayakta duran arkadaşlarının bacaklarının arasına
sokarlar. Diğer takımın oyuncuları önde yarı yatık duran
oyuncunun sırtına ellerini koyarak, ayakta duran bellerini
aralamış oyuncuların arasından takla atarak arkadaki oyuncunun
üzerinden yere inerler. Yatan ve ayakta duran oyuncular, atlama
yapan oyuncuları engelleyici harekette bulunamazlar.
Bulunurlarsa, atlayış yinelenir. Oyunculardan biri taklayı
atamazsa tüm takım olarak, diğer takımın yerine geçer. Oyun aynı
şekilde devam eder.
UZUN EŞEK:
Genellikle bu da bir hakem ile 4’er kişilik iki takım arasında
oynanır. Hakem olan kişi bir duvara ya da dayanabilecek bir yere
sırtını verir bacağını açar. Oyuncunun biri kafasını hakemin
bacakları arasına koyar ve belini düz bir şekilde tutar. Takımın
diğer oyuncuları da onun arkasına aynı biçimde dizilirler. Diğer
takımın oyuncuları sırasıyla bunların sırtlarına atlarlar. Dört
oyuncu da atladıktan sonra Takımın ebesi (kaptanı) eliyle bir
sayı gösterir: “Eşeğim kaç yaşında?” ya da “Çıtı mıtı kaç?” diye
sorar. Sayı 10’dan fazla olamazdı. Altta yatan takımın ebesi bu
sayıyı tahmin etmeye çalışır. Eğer doğru tahmin edemezse diğer
takım yine atlayış yapar. Tahmini doğru yaparlarsa, yani sayıyı
bilirlerse, atlama yapan oyunculardan biri yere düşerse ya da
ayağı yere değerse, takımlar yer değiştirir. Atlayış yapma
sırası diğer takıma geçer.
KIZ OYUNLARI
BEŞTAŞ::
İki kişiyle oynanır. Oyunun malzemesi 5 adet misket büyüklüğünde
yuvarlak taştır. Oyuna başlayan oyuncu beş taşı iki avucunun
içine alıp salladıktan sonra yere bırakır. İçlerinden bir
tanesini eline aldıktan sonra havaya fırlatır, aynı anda yerdeki
taşları birini yerden avuçla alır ve aynı eliyle yukarıya
fırlattığı taşı tutar. Önce tüm taşları birer birer; ikinci
turda ikişer ikişer; daha sonra üçünü bir, diğerini tek olarak
alır. Sonunda da yerdeki dört taşın hepsini bir defa da
alır.Sonra bir elinin baş ve orta parmaklarını yere koyarak bir
köprü yapar, diğer eliyle taşları yere fırlatır. İçlerinden
birini eline alır ve onu yine havaya atarken yerdeki taşları
anlamalarına göre (iki ya da üç ) hamlede eliyle kurduğu
köprünün altından geçirir. Hepsini geçirdiğinde oyunu kazanır.
Bunları yaparken havaya fırlattığı taşı düşürürse ya da yerdeki
taşları alırken diğerlerine temas ederse oyun sırası diğer
oyuncuya geçer.
İP ATLAMA:
Uzunca bir ipin uçlarından iki kişi tutarak düzenli bir biçimde
ve yükseklikte sallarken diğerleri belli hareketlerle ipin yere
indiği noktada üzerinden sıçrarlar. Ayağı ipe takılan ya da
atlayamayan ipi sallayanlardan birinin yerine geçer. Oyun bu
şekilde devam eder.
Sülale isimleri ; İmamgil, Seyitgil,
Helvacıgil, Çavuşgil,Ayhengil, Helimgil, Hekimgil,Fettahgil.. ve
benzeri sülale isimleri
ÇAVUŞER,
Süheyla, Sakaeli Köyü Folkloru (1993) Hacettepe Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tez çalışmasına bakılabilir.
http://www.turkoloji.hacettepe.edu.tr/tez.shtml.155k .
YEMEK KÜLTÜRÜ: Tahrana aşı,
göce aşı, gaygana, höşmerim, bandırma, guşguş aşı, cıvık, toyga
gibi çeşitleri sayabiliriz.
YEREL SÖZCÜKLER
|
Abari:
Şaşırmak
Ağdırmak: Ağır basmak
Alma:
Elma
Al
göynek: Kırmızı gömlek
Amel:
İshal
Babal:
Vebal
Basdak:
Merdiven
Bayır:
Yokuş
Bimafir:
Bir müddet
Böcü:
Böcek
Böez:
Bu kez
Buymak:
Üşümek
Büsgüüt:
Büsküvi
Bızaa:
Buzağı
Bıldır:
Geçen sene
Biguruk:
Azıcık
Bunculayın: Bunun gibi
Cırcır:
Fermuar
Cıngan:
Çingene
Cara:
Siğara
Canavar. Kurt
Coluk:
Hindi
Çarşu:
Çarşı
Çon:
Kalça
Coluk:
Hindi
Cere:
güç, kuvvet
Çöğdürmek: Çiş yapmak
Çiylemek: Hamlamak
Cırpidek: Birden bire
Cümcük:
Çimdik
Çördük:
Yabani armut
Çekiş
etmek: Kavga etmek
Dağlamak: Yakmak
Dekmük:
Tekme
Demin:
Biraz önce
Desdi:
Testi
Dinelmek: Ayakta durmak
|
Dingilbaş: Takla atmak
Ecük:
Azıcık
Erişmek: Yetişmek
Erişmek: Büyümek
Essah:
Sahi
Eylen:
Bekle
Erük:
Erik
Emme:
Ama, velakin
Enehter:
Anahtar
Eylenme:
Bekleme
Fışkı:
Hayvan dışkısı
Firek:
Kapı kilidi
Fisdan:
Pamuklu elbise
Gavi:
Sağlam
Garevle:
Ayakkabı
Gıcıboku: Kyun dışkısı
Gidişmek: Kaşınmak
Gonşu;
Komşu
Goraf
goraf: Küme küme
Gövermek: Morarmak
Göynek:
Gömlek
Gumpir:
Patates
Gunnacı:
Gebe
Gursak:
Midye
Güdük:
Kısa
Günülemek: Kıskanmak
Gütmek:
Hayvan otlatmak
Götü:
Götür
Günülemek: Kıskanmak
Goşmak:
Üküzü kağnıya bağlama
Gömgök:
Ham
Gön:
Deri
Garipsemek: Özlemek
Getür:
Getir
|
Gelive:
Gel
Hayat:
salon, sofa
Hareket: Deprem
Hataşlık: Ödünç
Hınzır:
Yaramaz
Horageçmek: iyi oldu
Husa:
Endişe
Içcak:
Sıcak
İğreti:
Eğreti
İrezle:
Sürgü
İskelbe:
Sandalye
Kakışmak: Toslamak
Kavilleşmek: Sözleşmek
Kayasımızısn: Sana ne
Keyli:
Bundan böyle
Kiren:
Kızılcık
Kişelemek: Kovalamak
Kömüş:
Manda
Müdare:
İhtiyaç
Mezer:
Mezar
Muzurnas: Yaramaz
Mana:
Bahane
Mahsusdan: Yalandan
Mındar:
Pis, kirli
Nesibessüz: Münasebetsiz
Neele:
Nasıl
Nemben:
Bilmem
Neminaan: Sana ne
Ok
atmak: Mal Paylaşmak
Onculayın: Ona göre
Ooşalamak: Ovalamak
Orun:
Gizli
Omar:
Ömer
Örüsger:
Rüzgar
Öte
git: Biraz git
|
Örükleme: Çokça doldurma
Össeet:
Aynen
Öte
geçe: Karşı taraf
Peşkir:
Havlu
Pörtlek: Patlak gözlü
Sayımı:
Sahi mi?
Sekü:
Oturacak yer
Seirt:
Koş
eyirtmek: Koşmak
Susak:
Lokma ekmek
Şeer:
Şehir
Saabı-Zaabı:
Sahibi
Sovukluk: Semizotu
Sorutmak: ayak üstü dikilmek
Şora:
Şura
Tosba:
Kaplumbağa
Temşüt:
Sahur
Tez:
Acele
Terece:
Gömme raf
Urba:
Elbise
Ümük:
Boğaz, gırtlak
Veran:
Kötü
Varmak:
Evlenmek
Varmak:
Ulaşmak
Vıcımak:
Erimek
Yarsumak: Arzu etmek
Yaşamak: Konuşmak
Yavan
yasuk: Katıksız yemek
Yımırta:
Yumurta
Yüklü:
Hamile
Zahra:
Saman
Zati:
Zaten
Zırnık:
Azıcık
Zıngıdak: Aniden
Zirpidek: Birdenbire
Zıngıldamak: Sallanmak
Zorunan:
Zoraki
|
ŞİİRDE SAKAELİ
SAKAELİ
Unutmam mümkün değil,
Seni Sakaelim
Yine dumanlanır mı?
Karasivri, Bölükkaya, Sırtharman
Morumsu Dehliz, Dokuz in, Sulu in
Yine akar mı Oluklu Pınarın
Biri soğuk, biri ılık?
Devrez çayında tutulur mu hala balık?
Genç kızlar konuşurdu sevdalarını
Ekin yıkarken çay başında.
Unutmam mümkün değil seni Sakaelim
Gezdiğim her yerde sen kokarsın
Yüreğimde eser, orada yeşerirsin
Köyüm sen kokarsın tenimde, bedenimde...
H.AYHAN
10.06.1983 / Sakaeli
Sakaeli
(1)
Sakaeli Orta Kurşunlu arasında
Sakaeli yaslanmış bölük kaya arkasında
Aydostan gelen devrez çayı yanında
Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
Köy ortası köprübaşı
Duyan gelir, görmek için binlercesi.
Serin bir rüzgar eser, en sıcak yaz gecesi
Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
Deresi, yağmuru karı eritince kabarır.
Dev gibi ağaçları yıkar söker koparır.
Taşı taşı çarparda uğultular çıkarır.
Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
Dürüst vefalıdır, çalışkan insanları
Tarla yapmış ekmiştir, dik sarp ve yamaçları
Çok emekler harcanmış olur diye yararı
Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
Yayılır Ayhengilin bahçelerden
Binbir türlü çiçek kokusu,
Baharda kavak söğüt sarı yeşil renkten
Sakaeli güzeldir, bölükkaya sırtharman arasında.
14.06.1983 / Sakaeli Köyü
H.AYHAN
|
|
DEVREZ VADİSİ
:
KÖY İÇİ KAYA
MEZARLAR: Kaynağını batıdaki Aydos dağından alan
Orta, Kurşunlu ve Ilgaz ilçe sınırlarından geçerek 211 km yol
kat ettikten sonra, Kızılırmak'a karışmak üzere Çankırı
sınırlarını terk eden Devrez Çayı vadisi boyunca kaya mezarları
yer alır. Sakaeli köyünden başlayan kaya mezarları vadi boyunca
Ilgaz'a kadar bazı yerlerde yoğun bazı yerlerde seyrek olarak
devam eder.Köyün sırtını dayadığı kuzey yönündeki sarp kayalar
içinde yer alan kaya mezarlarının 125 adedin üzerinde olduğu
tahmin olunmaktadır. Çoğu evlere bitişik ve evlerin birer
parçası halinde olup kesin rakam verilememektedir. Dik kayaların
zeminine yakın kısımlar depo, ahır, kiler ve benzeri amaçlarla
kullanılmaktadır.
Tortul ve çakıl taşı bileşiminde olan
sarp kayalar oyularak mezarların yapımı gerçekleştirilmiştir.
Birkaç adette doğal in vardır.Yükseklik ve yüzey ölçüleri 2.0x5,
1.5x1.5, 10.00x10.00 metreler arasında değişmektedir. İçinde 500
koyun alabilecek genişlikte inler vardır.
Dokuz İnler örneğinde görüldüğü gibi,
tek olanlar olduğu gibi birbirine geçmeli olanlarda mevcuttur.
Odaların bir kısmında merdiven ve ışıklandırma pencereleri
bulunur. Kare, dikdörtgen, yuvarlak düz tabanlı, kubbeli, oval
tavanlı yapı şekilleri ile dikkati çeker. Duvarlarda istirahat
ve cenaze törenleri için oyularak yapılmış muhtelif büyüklükte
nişler , bazılarında kemerli giriş ve ölü sediri vardır. Dokuz
İnler oldukça tipiktir. Birde Sulu İn adı verilen 40 basamaktan
oluştuğu söylenen ve 27 basamağı sayılabilen, su haznesine inen
yolu olan in vardır. Sarp kayanın yüzeyine oyulmuş ve dibe doğru
merdiven yapılarak çay seviyesine ulaşılarak burada meydana
gelen su haznesinden faydalanılmıştır. Buzdolabının olmadığı
dönemlerde suyunun soğuk olması nedeniyle Ramazan ayında
köylüler bu inden içme sularını temin etmişlerdir. Sulu İn'e
atılan bir elmanın çaydan çıktığı rivayeten anlatılmaktadır.
BÖLÜK KAYA VE
DERE BÖLGESİ İNLERİ: Devrez vadisi boyunca kuzey doğuya doğru
gidildikçe, köye on onbeş dakika mesafede Devres Çayının
önceleri sol daha sonraları sağ tarafında çok sayıda in yer
alır. Üç adet yıkık değirmen geçildikten sonra Pehlivanoğlu
Dağına ulaşılır. Yol dar olup vasıta geçemez, yayan gitmek
gerekir. Pehlivanoğlu Dağı eski bir yerleşim yeri olup, tarım
amaçlı tarla açılmış ise de , amacın kaçak kazı olduğu bir
gerçektir. Yaklaşık 1700 metre yükseklikteki ören yerinin temel
toplanarak bir yere yığılmış, yığılamayanlar ise çukur yerlere
doldurulmuş vaziyettedir. Bu dağ Müslüman kalesi olarak
bilinmektedir. Aradan Devrez Çayının geçtiği karşı dağ ise Gavur
kalesi olarak adlandırılmaktadır. Dumanlı köyü sınırları içinde
kalan Gavur Kalesinin kale duvarları ayaktadır. M.Ö 1.500 yılına
tarihlenen bir Hitit Kalesi olduğu Prof. Robert Matthews
tarafından belirtilmiştir. Hitit Kalesinin sağ tarafında ise
Peri Bacası oluşumları ve bu oluşumların içinde inler yer alır.
Bölge üzerinde 1952 li yıllarda inceleme yapan Ahmet Gökoğlu
bölgedeki kaya mezarlarının Paflagonlar döneminde yapıldığını
belirtmiştir. İlk kilise kayıtlarında ise Çankırı, Ilgaz ve
Sakaeli adları geçmektedir. Dolayısiyle kaya mezarları
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde yoğun olarak iskan edilmiştir.
Paflagonların bölgeye gelmeleri M.Ö 1.100 yıllarına
rastlamaktadır, halbuki tespit edilen Hitit Kalesi ise M.Ö 1500
e tarihlenmektedir. Sakaeli kaya mezarlarının 3.500 yıldan daha
fazla bir geçmişi vardır. Toplayıcı, avcı olarak geçinen ilkel
toplulukların ilk barınaklarından biri olması Taş Devrinden bu
tarafa iskan ediliyor olmasını ileri sürmek hiçte abartılı bir
yaklaşım değildir. Köy içinde çıkarılan sütunlar ise bölgenin
Roma ve Bizans dönemi yerleşim yeri olduğunun kanıtıdır.Pehlivanoğlu
dağı, Sakaeli dağı ve Gavur kalesinin geçmişten kalma harabeleri
günümüzde dahi görülebilmektedir.
GELİN KAYALARI: Peri bacası oluşumuna yerel olarak Gelin
Kayaları adı verilmektedir. Anlatılan efsaneye göre gelmekte
olan gelin alayının önüne Hızır Aleyhisselam çıkar ve gelin
alayına katılanlardan ekmek ister, onlarda vermezler, bunun
üzerine taş olun der ve bütün alay taş olur.
|
|
COĞRAFYA: Rakımın
oldukça fazla olduğu köy arazisinde düzlüklere pek rastlanmaz.
Kısa yaz mevsimi ve uzun kışlar buğday,arpa,fiğ,mercimek,nohut
dışında başka üretime el vermez. Devrez vadisi batıda biraz
geniş yer tutarken doğu kısmında oldukça daralır. Yüksek
yerlerde ki küçük düzlüklerde tahıl üretimi yapılır. Step iklimi
be bitki örtüsünün hakim olduğu arazide nohut, alıç, kuşburnu ve
çördüğ gibi yabani meyveler yetişir. Geniş otlak alanlarına
sahiptir.
YER ADLARI:
Çatalarkaç tepesi, Tavşan Tepe, Çalıköyü, Özgüneği, Erikli tepe,Akkuşönü
mevki, Kalfat yaylası, Dağpınarı, Kızılarkaç, Karasivritepe
(1664 m), Korudağı mevki,Porsuk tepe,Karakaya, Ziyaret kaşı 1302
m, Gindek deresi, Kırsakal, Gindekaltı mevki,Söğütlüpınar mevki,
Harmankaya deresi,Ören tepe 1354 m,Çağışak tepe 1397 m, Davullu
yazı,Çalyatak tepe 1541 m, Taşpınar Çeşme mevki,Dam deresi,
Avlatarla sırtı,Ayrılık sırtı,Ot burnu, Özgüneğ pınarı,
Osmanyatağı tepesi 1464 m.Menekşe tepe, Sütpınarı çeşmesi,
Sivren, Akyol sivrisi 1364 m, Kepezin kaş, Nal tepe, Küpçıkaran
deresi,İmamoğullarıçalıları mevki,Göynecek sırtı, Kızılarkaç,
Kayabaşı, İmamınboz sırtı, Taşlıkkaşı tepesi 1493 m, Bağırsak
deresi, Kurugöl sırtı, Bozoğlan sırtı, Kötürümyayla sırtı,
Armutçukur mevki, Goyak mevki 1374 m, Kepir sırtı, Karabayır,
Tilkicek deresi, Sakaeli dağı, Yatak deresi, Çağsak tepe, Çatak
sırtı, Pehlivanoğlu dağı, Gavurkalesi tepesi, Devrez çayı,
Soğulcak pınarı, Dönecek sırtı, Kuzuluğunağzı mevki, Syğır yolu
mevki,
EKONOMİ : Halk genelde gurbetçidir. 1950 lerde
başlayan gurbet göçü yıllarca devam edegelmiş ve artık
emeklilerin geriye dönmesi ile köyde yaz ayları ve hafta sonları
da olsa bir hareketlilik başlamıştır. Önceleri bakanlıklarda
odacılık yaparak hayatını kazananların yerine şimdi her
meslekten insan ve yutr dışında çalışanlar almıştır.Geçmişte
olduğu gibi köy halkı aydın, yeniliklere açık ve ileri
görüşlüdür. Bu özelliklerinden dolayı dışardan gelenlerin
sürekli dikkatini çekmektedir. Misafirperver, sorunsuz yaşamayı
seven, barışçıl insanlardır. Köyde yaşayanlar ve yaz ayları
gelenler buğday, nohut, mercimek, ekmekte ihtiyacı olan
sebzeleri küçük bostanlarında yetiştirmektedir. Kabak,
salatalık, domates, fasulye, patates, soğan, biber, maydonoz,
turp yetiştirilen sebzeler arasındadır. Hayvancılık yanında
arıcılık yapanda vardır.Köyde ticari işletme bulunmaz,
ihtiyaçlarını servis yapan ticaret erbabından karşılarlar.
Yükseltinin fazla, yaz mevsiminin kısa, kışların uzun ve soğuk
geçmesi nedeniyle meyvecilik gelişmemiştir. Elma, armut, erik
yetiştirilir. Eskiden ağaç dikme kültürü gelişmeyen köyde
ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Üzerinde hiç bir ağacın
bulunmadığı mezarlık ve çevresi şimdi çam ağaçları ile
donatılmış güzel görünüm arz etmektedir. Köyün kuzeyinde ve köye
bir saat uzaklıkta Dumanlı dağında yaylası vardır, yaz ayları
özellikle Haziran-Ağustos ayları yaylaya çıkılır. Köyün Sanı'da
mer'ası bulunmakla beraber hayvan sayısının azlığı nedeniyle
kullanılmamaktadır
OBSİDİYEN YATAKLARI
(Cicik):
Volkanik bir ürün olan obsidiyen kesici
camsı bir madendir. İlk Çağ insanları obsidiyene çeşitli
şekiller vererek mızrak ucu, kesici ve delici aletler
yapmışlardır. Köylülerin cicik adını verdikleri obsidiyen
Sakaeli Yaylasınde yüzeysel olarak bulunur. Eski Çağda yaşamış
olan insanların buradaki obsidiyeni alıp İstanbul'a götürdükleri
ve kullandıkları yönünde kayıtlar vardır. Köy yaylasında PERLİT
bulunmakla beraber işletilmemektedir.
Volkanik bir ürün olan
obsidiyen kesici camsı bir madendir. İlk Çağ insanları
obsidiyene çeşitli şekiller vererek mızrak ucu, kesici ve delici
aletler yapmışlardır. Köylülerin cicik adını verdikleri
obsidiyen Sakaeli Yaylasınde yüzeysel olarak bulunur. Eski Çağda
yaşamış olan insanların buradaki obsidiyeni alıp İstanbul'a
götürdükleri ve kullandıkları yönünde kayıtlar vardır.
Volkanik cama verilen eski bir addır.
Siyah, kahverengi, bazen yeşil renklerde olabilir. Genellikle
riyolitik bileşimli bir kayaç olup konkoidal(midye kabuğu
şeklinde) kırınım gösterir. Geçmişte mızrak ucu, okbaşı ve diğer
keskin aletlerde, ayrıca mücevherat ya da sanatsal objelerin
yapımında kullanılmıştır. Günümüzde yarı değerli süstaşı olarak
önemini sürdürmektedir.
|
|
İLETİŞİM
DERNEK: Bağlarbaşı Mah. Bursa Cad. Fügen Sok. No:20/11 KEÇİÖREN ●
ANKARA 0312 361
81 18-Fax
: 0312 361 81 18
www.sakaeli.org
|
|
KAYNAK GÖSTERİLMEDEN ALINTI YAPILAMAZ |
|