
Türbe Höyük, Siirt ili
merkeze 27 km. uzaklıkta ve Siirt’in güneyinden akan Botan Suyu’nun
kıyısında yaklaşık 100 x 40 metre boyutlarında bir yerleşim
yeridir.Yerleşim yeri Botan Suyu Vadisi’nin güneyinde, derin vadinin
bittiği alana yakın, iki yüksek dağ sırasının birbirine yaklaşarak
kapandığı bir noktada, Botan Suyu’nun yan kolları tarafından sel tipi
akışlarla vadi içine biriktirilmiş bloklu çakıl depolarından oluşan doğal
bir tepenin üzerinde bulunmaktadır.İlk gözlemlere göre doğal tepenin
üzerinde bulunan höyükteki kültürel dolgunun 3-4 metre olduğunu
düşünmekteyiz. Yerleşim alanı güneyden kuzeye doğru genişleyerek
alçalmaktadır. Höyüğün kuzey tarafını doğudan mevsimlik akan bir dere
sınırlamaktadır. Derenin getirmiş olduğu alüvyonal birikinti höyüğün
kuzeybatı kısmında çakıllı düz bir alanın oluşmasına sebep olmuştur.


Türbe Höyük G.Algaze
tarafından 1988-1990 yılları arasında Dicle ve Fırat Yüzey Araştırmaları
Projesi kapsamında bölgede yapılan yüzey araştırmaları sırasında
saptanmıştır.
Türbe Höyük, Botan Suyu
Vadisi’nin güneyinde, derin vadinin bittiği alana yakın, iki yüksek dağ
sırasının birbirine yaklaşarak kapandığı bir noktada, Botan Suyu’nun yan
kolları tarafından sel tipi akışlarla vadi içine biriktirilmiş bloklu
çakıl depolarından oluşan doğal bir tepenin üzerinde bulunmaktadır.
Botan Suyu’nun Dicle Nehri ile birleştiği noktadan 6 km. kadar kuzeyde
bulunan yerleşim yeri bu konumu nedeniyle Botan Vadisi boyunca kuzey veya
güney bölgelere ulaşım açısından önemli bir geçiş noktasında
bulunmaktadır. İlk gözlemlere göre doğal bir tepenin üzerinde
bulunan höyükteki arkeolojik kültürel dolgunun 7-8 metre olduğunu
düşünmekteyiz.

Türbe Höyük, üzerinde
kısmen korunmuş sur duvarının varlığı ile dikkat çekmektedir. Bu duvar
yaklaşık 70 metre uzunluğunda düzensiz taşlardan harçsız olarak
yapılmıştır. Duvarın özellikle ön yüzü tahrip olmasına rağmen korunan
kısımlarda kalınlığı 3 metreyi, yüksekliği ise 3.5 metreyi bulmaktadır.
Duvar höyüğün eğimine bağlı olarak güneyden kuzeye doğru alçalmaktadır.
Sur duvarının kuzey tarafta bulunan bölümleri daha fazla tahrip olmuş
durumdadır. Sur duvarının kuzey tarafta köşe yapıp doğuya döndüğü kısımda
iri taşlardan yapılmış ancak büyük kısmı tahrip olmuş bir kule
bulunmaktadır. Sur duvarı, höyüğün yalnızca Botan Suyu’na bakan batı
tarafına inşa edilmiştir. Batı tarafı sur duvarı ile çevrilmiş olan
yerleşimin doğu tarafında, kuzeydoğu ile güneybatı yönüne açılmış derin
bir hendek bulunmaktadır. Kesin olmamakla birlikte doğuda bulunan ve
höyüğü tam ortadan ikiye bölen bu hendek, sur duvarı ile ilişkili
olabilir. Bu yapısı ile üçgen şekilli bir kale görünümünü almış olan
yerleşim alanına girişin, güney tarafta sur duvarının köşesi ile derin
kazılmış olan hendeğin birleştiği yerde olduğunu düşünmekteyiz.

Türbe Höyük adından da
anlaşılacağı gibi höyük üzerinde bulunan mezarlardan dolayı yerel olarak
bu isimle bilinmektedir. Dolayısıyla kazı yapılan tüm alanlarda özellikle
höyüğün tepe kısmında bulunan alanlarda çok sayıda Orta Çağ mezarları
ortaya çıkartıldı. Bu mezarlar sur duvarının üzerine geldiği için gömüler
sur duvarlarını kısmen tahrip etmiştir. Ortaya çıkartılan iskeletlerin
büyük kısmı genellikle çocuk iskeletleri olup, doğu-batı yönüne sırtüstü
yatırılmışlardır. Bazı iskeletlerin kollarında ve boyunlarında cam
boncuklardan yapılmış kolye ve bilezikler ele geçmiştir. Höyük üzerinde
Orta Çağ’a tarihlenebilecek mimari tabakalar veya keramik ele
geçmediğinden dolayı, yerleşim yerinin Orta Çağ’da yalnızca mezarlık alanı
olarak kullanıldığını düşünmekteyiz. Ayrıca bu dönemde birkaç farklı gömü
geleneğinin kullanılması da çevrede yakın döneme kadar yaşayan farklı
etnik gruplara mensup insanların yerleşim yerini mezarlık alanı olarak
kullandıklarını göstermektedir.Orta Çağ mezarlarının hemen altında,
iskeletler tarafından kısmen tahrip edilmiş taş yapılar ortaya çıkartıldı.
Bu yapılar höyüğün batısını çevreleyen 70 metre uzunluğundaki sur duvarı
ile aynı evrede yapılmışlardır.Sur duvarının doğusunda bulunan mekanların
duvarları, aynı zamanda sur duvarlarına destek görevi görmektedir.Ancak
sur duvarının arkasında yan yana sıralanmış olan mekanların bazılarının
içi taşla doldurulmuştur. Bu şekilde içi doldurulmuş mekanlarının, sur
duvarının direncini artırmak ve kule olarak kullanıldığını düşünmekteyiz.
Sur duvarı ve doğusunda bulunan mekanların yapımı için açılan temel
çukurları da höyük üzerindeki erken tabakaların tahrip olmasına neden
olmuştur. Sur duvarının doğusunda bulanan yapıların duvarları kısmen 2
metreye kadar korunmuştur. Bu mekanlardan birinin içinde
kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan ve yapım tekniği açısından aynı
özelliklere sahip daha erken döneme ait başka bir mekan ortaya çıkartıldı.
Bu mekanın varlığı surun arkasında bulunan yapıların en azından iki evreli
olabileceğini ve erken evrede yerleşimin surla çevrili olmadığını
göstermektedir.

Kazı çalışmaları boyunca
yoğun olarak Halaf Dönemi’ne tarihlenen keramikler ortaya çıkartılmasına
rağmen mimari olarak bu tabakaya ulaşılamamıştır. Bu keramikler özellikle
iskeletlere ait mezar çukurlarının ve yerleşim yerinin batısında bulunan
surun yapımı sırasında yüzeye çıkmış olmalıdır.Keramiklerle birlikte yine
erken dönemlere ait çok sayıda çakmaktaşı ve obsidyen alet ortaya
çıkartıldı. Obsidyen ve çakmaktaşı aletle birlikte yonga ve çekirdeklerin
bulunması burasının küçük bir obsidyen işleme merkezi olabileceğini
göstermektedir. Bu nedenle Botan Suyu Vadisi’nin, Bingöl Dağları ve Van
Gölü çevresinde bulunan obsidyen yataklarının kullanımı ile birlikte
bunların Mezopotamya’ya ulaşması, Halaf kültürünün kuzeye yayılımı
açısından kullanılan bir geçiş yolu olduğunu göstermektedir. Ayrıca Botan
Suyu Vadisi, Bingöl Dağları ve çevresinde bulunan obsidyen yataklarının
farklı bölgelere ulaştırılması açısından da uygun coğrafi özelliklere
sahiptir.Bu nedenle Van Gölü’nün güney kıyılarına kadar ulaşan Halaf
kültürü, Tur Abdin Dağları’nın kuzeyindeki bölgelere yayılımı sırasında
Botan Suyu Vadisi’ni kullanmış olmalıdır. Türbe Höyük’te ortaya çıkartılan
buluntular yerleşim yerinin yoğun olarak M.Ö. 5. ve 4. binyıllarda iskan
edildiğini göstermektedir. Ancak M.Ö. 3. binyılın değişen ekonomik ve
politik koşulları ile birlikte bu dağlık bölge stratejik önemini kaybetmiş
görünmektedir. Böylece M.Ö. 3. binyıldan sonra değişen sosyal ve ekonomik
koşullar karşısında bölge halkları yeni bir yaşam biçimi olarak
hayvancılık ile birlikte göçebe bir yaşam sürdürmüş olmalıdırlar.

2003 yılında yapılan
çalışmalarda ortaya çıkartılan buluntular höyük üzerinde 70 x 40 metre
boyutlarındaki etrafı sur duvarı ile çevrili kalenin M.Ö. 1. binyıl
Geç Asur dönemine tarihlendiğini göstermektedir. Böylece arkeolojik
veriler Botan Vadisi’nin M.Ö. 1. binyılda Asur Krallığı ile Urartu
Krallığı arasında kalan tampon bir bölge olmasına rağmen bu alandan kuzey
ve güney bölgelere geçişlerin Asur Krallığı tarafından kontrol edildiğini
göstermektedir. Sonuç olarak Siirt-Türbe Höyük kazısında ortaya çıkartılan
arkeolojik bulgular Botan Vadisi’nde bulunan bu yerleşim yerinin M.Ö.5000
yıllarından itibaren dönemsel boşluklara rağmen günümüze kadar devam
ettiğini kanıtlamaktadır.